Uygulamada borçlunun ödeme şartını (taahhüdü) ihlal etmesi, nafaka yükümlüsünün nafaka borcunu yerine getirmemesi ya da çocuk teslimi kararlarına aykırı davranılmasının sonucu olarak ya da 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gereği verilen tedbir kararının gereklerine aykırı hareket etmek şeklinde karşımıza çıkan tazyik hapsinin sık rastlanan bir uygulama olması sebebiyle incelemeye değer bir kurum olduğunu söyleyebiliriz. Ancak tazyik hapsinin tanımına ilişkin mevzuatta açık düzenleme bulunamamakla beraber kanunda bir yaptırım türü olarak varlığına yer verilmiştir.[i] Diğer yandan niteliği ve doğurduğu sonuçları bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu m.2/1(i) de düzenlenen disiplin hapsine benzediği ifade edilmektedir. Disiplin hapsine ilişkin CMK’ daki tanıma bakılacak olursa, “kısmî bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, ön ödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapis” şeklinde disiplin hapsini tanımlamaktan ziyade bu yaptırımın sonuçlarının düzenlendiğini görüyoruz. Ancak iki kavramın birbirinden farklılıklar içerdiğini de söyleyebiliriz.

Tazyik hapsi kişinin kendisinden beklenen bir yükümlülüğü yerine getirmediğinde uygulanır ve kişi üzerinde yükümlülüğü yerine getirene kadar zorlayıcı güç oluşturarak ihmal ettiği yükümlülüğü yerine getirmesi amaçlanır. Tazyik hapsi bu nedenle TCK’ da belirtilen suç karşılığı yaptırım olarak uygulanan hapis cezalarından farklıdır. Hapis cezası ile kişinin işlediği suç nedeniyle cezalandırılması söz konusu iken tazyik hapsinde ihmal edilen “yükümlülüğün” yerine getirilmesi amaçlanır. Mahkeme bu nedenle tazyik hapsine karar verirken kesin bir süre belirtmeden kişinin yükümlülüğünü yerine getirdiğinde salıverilmesini amaçlayan azami süreyi belirtir. Çünkü yükümlülük yerine getirildiğinde serbest kalacaktır.[ii] Örneğin İİK m. 344 uyarınca nafakaya ilişkin kararlara uymama nedeniyle tazyik hapsi kararı verilecek olması halinde “3 aya kadar tazyik hapsine” şeklinde karar verilecektir. Bu nedenle hapis cezasına mahkumiyete bağlanan sonuçlar tazyik hapsi için uygulanamayacaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ nun 14.11.2006 tarihli ve 2006/16-220-231 sayılı ilâmında, disiplin ve tazyik hapsinin bir “hapis” cezası olmadığı, 5271 sayılı CMK ‘nın 2. maddesinde tanımlanan “disiplin hapsi” kavramı içinde kaldığı ve kısmi bir düzeni korumak amacıyla getirildiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi’ nin 6284 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereği verilen tazyik hapsinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yapılan iptal başvurusunda, tazyik hapsinin hukuki niteliğine ilişkin olarak “İtiraz konusu kuralda yer alan zorlama hapsi, bir suç karşılığı uygulanan ceza değildir. Zorlama hapsi, hukuki niteliği itibariyle tedbir kararına uyma yükümlülüğünü yerine getirmeye zorlayan ve bu yükümlülüğün ihlali hâlinde öngörülen bir disiplin hapsidir. Bu nedenle zorlama hapsi, bir hapis cezası olmayıp, şiddet uygulayanı tedbirlere uymaya zorlayarak neticesi ağır suçların işlenmesinden önce suçun önlenmesini amaçlayan bir yaptırım olduğundan ceza kavramı dışında değerlendirilmesi gerekir.” değerlendirmesini yapmıştır.[iii] Bu kararla da tazyik hapsinin bir hapis cezası olmadığı benimsenmiştir. Hapis cezası olmamasının sonucu olarak da, tazyik hapsi seçenek yaptırımlara çevrilemez, tekerrüre esas alınamaz, koşullu salıverilme hükümleri uygulanamaz, ertelenemez ve adli sicil kaydına da işlenemez. Diğer taraftan hakkında CMK m.231’ e göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş kişinin denetim süresi içinde tazyik hapsi ile cezalandırılması, tazyik hapsine neden olan eylem CMK m.231/11’ de aranan “kasıtlı suç” kapsamında olmadığı için açıklanmayan hükmün açıklanmasına da neden olmaz.[iv] Tazyik hapsi için dava zamanaşımı öngörülmüş de değildir. Ancak İİK m.354 hükmü, tazyik hapsi kararının yerine getirilmesi açısından sınırlayıcı bir düzenlemeye yer vererek icra mahkemesinin disiplin ve tazyik hapsi kararlarının infazı için kararın kesinleşmesinden itibaren 2 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür.

Tazyik hapsinin hangi hallerde uygulanacağına bakacak olursak; öncelikle tazyik hapsine kanun tarafından belirlenmiş yükümlülüğe aykırı davranma halinde başvurulabileceğini görüyoruz. Örneğin İcra İflas Kanunu (İİK) m.76’ dan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali ile borçlunun mal beyanında bulunmaması nedeniyle üç aya kadar hapsen tazyiki örnek olarak verilebilir. Diğer taraftan tazyik hapsi mahkeme tarafından belirlenen yükümlülüğe aykırı hareket edilmesinin sonucunda da uygulama alanı bulabilir. Örneğin, aile mahkemeleri tarafından belirlenen nafakanın ödenmemesi hali örnek verilebilir. İİK m.344’ te nafakaya ilişkin kararların nafaka borçlusu tarafından yerine getirilmemesi halinde borçlu için üç aya kadar tazyik hapsi öngörülmüştür. Tazyik hapsi verilmesi hallerine, İİK m.76, 338/2, 339, 340, 341, 343, 344 maddeleri ve 6183 sayılı Kanun m.13 örnek verilebilir.

İcra ceza mahkemesi tarafından verilen tazyik hapsine ilişkin karar m.353’ e göre itiraza tabidir. Karara karşı, duruşmada hazır bulunan tarafın yüzüne karşı verilmişse bu tarihten; duruşmada hazır bulunmayan tarafça tebliğden itibaren 7 günlük sürede itiraz edilmediğinde bu tarihte, itiraz yasayoluna başvurulduğunda itiraz merciinin kararı ile kesinleşir ve kesinleşme ile infazına başlanacaktır. 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbire uymama halinde ise kanunun deyimiyle “zorlama hapsi” nin infazına başlanabilmesi için kesinleşmesi gerekip gerekmeyeceği konusunda kanunda bir düzenleme bulunmamakla beraber 6284 sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği’nin 34.maddesinde ise aile mahkemesi tarafından verilen zorlama hapsi kararlarına karşı iki haftalık itiraz hakkı tanınmıştır.

Tazyik hapsinin infazına ilişkin düzenlemeye “Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük” te rastlıyoruz. Tüzüğün 193. maddesinde “disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararlarının infazı” düzenlenmiştir. Düzenleme, “(1) Disiplin hapsinin Cumhuriyet başsavcılığınca infazında aşağıdaki esas ve usuller uygulanır; a) Mahkemece verilen disiplin hapsi kararları, disiplin hapsine mahsus deftere kaydedilir, b) Disiplin hapsi cezasının infazı amacıyla, on gün içinde Cumhuriyet başsavcılığına gelmesi için hükümlüye çağrı belgesi gönderilir. Bu süre içinde hükümlünün gelmemesi veya kaçması halinde yakalama emri düzenlenir. İlgilinin bu adreste bulunamaması halinde karar, yargı çevresi dışındaki o yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir, c) Kanun hükümlerine göre disiplin hapsi, kaldırılmadığı veya düşürülmediği takdirde kurumda yerine getirilir. (2) Tazyik hapsi kararlarının Cumhuriyet başsavcılığınca infazında aşağıdaki esas ve usuller uygulanır; a) Mahkemece verilen tazyik hapsi kararları, bu kararlara mahsus deftere kaydedilir, b) Bu kararlar, hükümlünün kararda belirtilen adresinde bulunan mahalli kolluk kuvvetlerine veya ilgilinin bu adreste bulunamaması halinde yargı çevresi dışındaki o yer Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir, c) Kanun hükümlerine göre tazyik hapsi kararı kaldırılmadığı sürece, kurumda yerine getirilir. (3) Disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları için kurumda ayrı bir kayıt tutulur. (4) Disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları, tekerrüre esas olmaz, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz ve adlî sicil kayıtlarına işlenmez.” şeklindedir.

Tüzük düzenlemesinde, tazyik hapsinin infazının nasıl gerçekleştirileceği gösterilmiştir. Disiplin hapsinin infazında Tüzük m.193’ te yakalama emri düzenlenmeden önce hükümlüye cezasının infazı amacıyla, on gün içinde Cumhuriyet başsavcılığına gelmesi için çağrı belgesi gönderileceği düzenlenmiştir. Bu çağrıya rağmen hükümlü gelmezse hakkında yakalama emri düzenlenir. Tazyik hapsinin infazı için ise çağrı kağıdı çıkarılacağına ve bu çağrıya uymayanlar hakkında yakalama emri düzenleneceğine ilişkin bir usul bulunmamaktadır. Dolayısıyla infaz savcılığı tarafından tazyik hapsi ilamı UYAP ortamından ilgilinin dava dosyasındaki adresinin bulunduğu İlçe Emniyet Müdürlüğü’ ne gönderilir ve ilgilinin adresten getirilmesi istenir. Adreste bulunamazsa yeni adresin tespiti istenir ve işlem bu şekilde tekrarlanır. Dolayısıyla Tüzük gereği ilgili hakkında çağrı kağıdı ya da yakalama müzekkeresi düzenlenmeden kolluk marifetiyle ilamın infazı sağlanır. Ancak uygulamada kesinleşmiş tazyik hapsi kararı için savcılık tarafından KİHBİ sistemine yakalama uyarısı verilmektedir. Ancak icra ceza mahkemesi tarafından 6183 sayılı Kanuna göre verilen hapsen tazyik kararlarının infazında, yakalama emri üzerine kişi yakalandığında eğer mal beyanında bulunursa serbest bırakılmaktadır. Ancak mal beyanında bulunmazsa ve borcunu da ödemezse infaz kurumuna alınması için savcılığa mevcutlu olarak getirilmektedir.[v]

İcra İflas Kanunu gereği verilen tazyik hapsinin infazı doğrudan açık ceza infaz kurumunda yapılmaktadır. Doğrudan açık ceza infaz kurumuna gönderme kararları ağır ceza merkez veya mülhakat Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından veriliyorken 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle beraber 4675 sayılı İnfaz Hakimleri Kanunu’nun 1.09.2020 den itibaren uygulamaya girmesiyle bu karar infaz hakimliği tarafından verilecektir. 14.04.2020 tarihli 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki düzenlemede 5275 sayılı İnfaz Kanunu’ nun (CGTİHK) 14. maddesinde açık ceza infaz kurumları düzenlenmiş, 2.fıkrada hükümlülerin açık infaz kurumuna ayrılmalarına ilişkin usullerin yönetmelikte düzenleneceği belirtilmişti. 3.fıkrada ise, “İlk kez suç işleyen ve iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına hükümlü bulunanların cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilebilir.” düzenlemesi ile doğrudan açık kuruma alınacaklar belirtilmişti. Dolayısıyla tazyik hapsi ile cezalandırılanlara ilişkin bir düzenleme yoktu. 2. fıkrada bahsedilen İlgili yönetmelik, Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliğidir. Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliği’ nin 5.maddesi, doğrudan açık kuruma alınacak hükümlüler arasında İİK gereği tazyik hapsine tabi tutulanları düzenlemiştir. 5/1(ç) düzenlemesinin ilgili kısmı, “ 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanların, cezaları doğrudan açık kurumlarda yerine getirilir.” şeklindedir. Dolayısıyla bu kişiler doğrudan açık ceza infaz kurumuna alınacaklardır. Ancak İİK dışındaki tazyik hapsinden hükümlü olanların ise doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrılmaları söz konusu değildir. Aynı yönetmeliğin “açık kuruma ayrılamayacak hükümlüler” başlıklı 8. maddesinin 2/ (ç) bendinde İİK dışındaki kanunlarda düzenlenen tazyik, disiplin ve zorlama hapislerinin tamamının kapalı kurumda infaz edileceği belirtilmiştir. 5275 sayılı CGTİHK 14. maddeye, 14.04.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 7242 sayılı Kanunla İnfaz Kanunu’na 2.fıkra eklenerek kimlerin doğrudan açık ceza infaz kurumuna alınacağı kapsamlı şekilde düzenlendi:

(Değişik:14/4/2020-7242/18 md.) Aşağıdaki hâllerde hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir: a) Terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar ile ikinci defa mükerrir olanlar ve koşullu salıverilme kararının geri alınması nedeniyle cezası aynen infaz edilenler hariç olmak üzere, kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanlar. b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanlar. c) Adlî para cezası infaz sürecinde hapis cezasına çevrilenler. d) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanlar” olarak belirtilerek yönetmeliğin 5. maddesinin kanuni düzenlemeye kavuştuğunu söyleyebiliriz. Kanun değişikliğinden önce tazyik hapsine ilişkin düzenleme Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliğinde düzenlenmiş, kanunda dayanağı bulunmayan bir kurumdu. 7242 sayılı Kanunla beraber yönetmelikte düzenlenen bu durumun kanuna dahil olduğunu görüyoruz. CGTİHK’ nin 14. maddesine 6. fıkra eklenerek “Hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, açık ceza infaz kurumlarına ayrılıp ayrılmamalarına, açık ceza infaz kurumlarında geçirecekleri sürelere, kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınmalarına, doğrudan açık ceza infaz kurumlarına alınanların kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.” düzenlemesiyle yönetmeliğe atıf yapılmıştır.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’ un 17/6.maddesinde düzenlenen “hükümlünün istemiyle infaz erteleme veya infaza ara verilmesi” disiplin veya tazyik hapsine mahkum olanlar hakkında uygulanmaz. Bu durum 6. fıkrada; “ Bu madde hükümleri a) Terör suçları, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar, b) Mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler, c) Disiplin veya tazyik hapsine mahkûm olanlar hakkında uygulanmaz.” olarak düzenlenmiştir.

Tazyik hapsi nedeniyle doğrudan açık ceza infaz kurumunda cezasını infaz etmekteyken infaz kurumundan firar etmiş hükümlünün kapalı kuruma iade edilip edilmeyeceği hususuna da değinmek gerekir. 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki düzenlenmeye bakacak olursak İnfaz Kanunu’ nun m. 14/4 maddesi, “Açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerden kınamadan başka bir disiplin cezası alanlar ve hükümlü oldukları suçtan başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı (İptal ibare: Anayasa Mah. 09.04.2014 tarih ve 2014/26 E. ve 2014/78 K.) (…) olanlar ile yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları saptananlar, kurum yönetim kurulunun kararı ile kapalı ceza infaz kurumlarına geri gönderilirler. Bu karar, infaz hâkiminin onayına sunulur.” şeklindeydi. Yönetmeliğin 12. maddesi, açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün kapalı kuruma iadesini gerektiren halleri “(Değişik:RG-22/8/2015-29453) (1) Açık kurumlarda cezası infaz edilmekte olan hükümlülerden; a) Haklarında 5271 sayılı Kanunun 100 üncü maddesine göre tutuklama kararı verilenler, b) Firar edenler, c) Kınamadan başka bir disiplin cezası alıp disiplin cezası kesinleşenler, ç) Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesi gereğince doğrudan açık kurumlara gönderilenler hariç olmak üzere; yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları tespit edilenler, d) İş temin edildiği halde çalışmayanlar veya iş düzenine uyum sağlayamayanlar, kurum yönetim kurulu kararı ile kapalı kurumlara iade edilir ve bu karar derhâl infaz hâkimliğinin onayına sunulur.” şeklinde düzenlemiştir. Açık infaz kurumları firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan kurumlar olduğundan firar eylemini gerçekleştirmeleri oldukça kolay olacaktır. Ancak ne İnfaz Kanunu’nda ne de Yönetmelikte bu husus açıkça belirtilmediğinden doğrudan açık infaz kurumuna alınıp da firar edenler yakalandıklarında kapalı kuruma gönderilmeyip infazı açık infaz kurumunda yapılmaktaydı. Yargıtay da, tazyik hapsi nedeniyle açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün firar eylemi nedeniyle hücre cezası ile cezalandırılmasının ve kapalı kuruma iadesinin mümkün olmadığını, çünkü tazyik hapsinin CMK’ nın 2. maddesinde tanımlanan “disiplin hapsi” kavramı içinde kaldığı ve kısmi bir düzeni korumak amacıyla getirildiğini, kişinin kendisinden beklenen yükümlülüğü yerine getirdiği takdirde de serbest kalması karşısında tazyik hapsinin infazı sırasında firar eden hükümlüye hücre hapsi cezası verilemeyeceği, devam eden denetimli serbestlik dosyalarına etki etmeyeceği tespitini yapmıştır.[vi] Ayrıca Yönetmelik hükmündeki “kapalı kuruma iade edilir” ifadesi; kapalı infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılanların anlaşılması gerektiği şeklinde yorumlanarak tazyik hapsi ile cezalandırılan kişinin tazyik hapsinin amacı göz önüne alındığında açık infaz kurumundan kapalı kuruma iadesine karar verilemeyeceği şeklinde kararlar verilmekteydi.[vii] Ancak, 7242 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik ile beraber İnfaz Kanunu’ nun 14.maddesine eklenen 5. fıkra ile doğrudan açık infaz kurumunda bulunanların da firar nedeniyle kapalı kuruma “gönderilmelerine” imkan tanıyan düzenleme yapıldı. Söz konusu 5. fıkra, “ Doğrudan açık ceza infaz kurumuna alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan hükümlülerden; a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler idare ve gözlem kurulu kararıyla, b) Kınamadan başka bir disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar idare ve gözlem kurulu kararıyla, c) Açık ceza infaz kurumu şartlarına veya çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları saptananlar idare ve gözlem kurulunun kararı ve infaz hâkiminin onayıyla, kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler.” düzenlemesini içermektedir. Dolayısıyla bu maddeyle doğrudan açık infaz kurumunda bulunan tazyik hapsi hükümlüsünün infaz kurumundan firar eylemi bundan böyle idare ve gözlem kurulu kararıyla kapalı kuruma gönderilmesine neden olacaktır. Yargıtay’ ın şuana kadar vermiş olduğu kararlarda atıf yaptığı İnfaz Kanunu m.14/4 maddesi ve yönetmeliğin 12/1-b maddesinde belirtilen “ kapalı kuruma iade edilir.” ifadesinin 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle İnfaz Kanunu m.14/5 te “kapalı kuruma gönderilir.” olarak değiştirildiğini ve doğrudan açık infaz kurumunda cezasını infaz etmekte olan tazyik hapsi hükümlüsünün firar eyleminin kapalı kuruma iade sebebi olarak kabul edildiğini görmekteyiz. Kişinin açık infaz kurumundan firar eylemi aynı zamanda İnfaz Kanunu m.44/3(ı) ‘ de düzenlenen disiplin cezasını gerektiren bir eylemdir. Yeni Kanun değişikliği ile beraber açıkça düzenlenen firar nedeniyle kapalı kuruma gönderilse de bir disiplin cezası olarak hücre cezasına karar verilebilir mi sorusuna da; tazyik hapsinin zorlama niteliğinde bir yaptırım olduğunu ve kişinin ihlal ettiği yükümlülüğü yerine getirmesi durumunda serbest bırakılacağı göz önüne alındığında, kişi örneğin hücre cezasını infaz ederken yükümlülüğünü yerine getirdiğinde serbest bırakılması gerekeceğinden hücre cezasının infazı da mümkün olmayacaktır. Bu nedenle firar eylemi nedeniyle kanaatimce hücre cezası da verilememesi gerekir. Diğer bir husus da firar eden tazyik hapsi hükümlüsünün suç teşkil eden bu eylemi nedeniyle TCK m.292’ de düzenlenen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçundan cezalandırılıp cezalandırılamayacağını gündeme getirmektedir. Madde düzenlemesine göre; “(1) Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” Tazyik hapsi hükümlüsünün de bu maddede belirtilen suçun faili olacağını belirtmek gerekir. Yargıtay uygulamasında, tazyik hapsinin infazı sırasında açık ceza infaz kurumundan firar eden hükümlünün TCK m.292’ de düzenlenen “hükümlü veya tutuklunun kaçması” suçundan cezalandırılması yoluna gidilmektedir.[viii]

İnfaz Kanununa eklenen “Geçici Madde 9/5” düzenlemesiyle de Covid 19 salgını dolayısıyla açık infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin 31/5/2020 tarihine kadar izinli sayılması ve salgının devam etmesi halinde bu sürenin, Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından her defasında iki ayı geçmemek üzere üç kez uzatılabilmesi imkanı getirilmektedir. Bu fıkra uyarınca izinli sayılanlar hakkında 95 ve 97 inci madde hükümleri uygulanacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemenin doğrudan açık infaz kurumunda bulunan tazyik hapsi hükümlüsü için de uygulanabilir olduğu açıktır.

————————————

[i] Ünal Altınöz, İcra İflas Hukukunda Disiplin ve Tazyik Hapsi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2019, s.80.

[ii] 12.HD, 2020/69 E. , 2020/1111 K., 11.02.2020,

[iii] 2013/119 E. 2013/141 K., 28.11.2013, RG: 27.03.2014.

[iv] “Denetim süresi içerisinde kasten işlenerek açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına neden olan Gaziosmanpaşa İcra Ceza Mahkemesinin 06/05/2014 tarih, 2014/143 Esas, 2014/313 Karar sayılı ilama konu nafaka hükümlerine uymamak eylemi nedeniyle 2004 sayılı İİK’nın 344. maddesi uyarınca verilen 3 aya kadar tazyik hapsi cezasının, CMK’nun 231/11. maddesi anlamında kasıtlı bir suç niteliğinde bulunmadığı ve hükmü açıklama koşullarının oluşmadığı gözetilmeksizin, sanığın kasıtlı suç işlediğinden bahisle yazılı şekilde hükmün açıklanmasına karar verilmesi, bozmayı gerektirmiş” 2017/10025 E. , 2018/8948 K. KT: , 08/05/2018; 2.CD. 2014/17942 E. , 2015/22149 K.. KT: 02/12/2015.

[v] Adli Kolluk Kitabı, s.169-170.

[vi] 1.CD, 2019/3315 E. , 2020/9 K., 13/01/2020.

[vii] 1.CD., 2017/2091 E. , 2020/177 K.,20.01.2020.

[viii] 8.CD., 2019/7724 E. , 2019/11537 K., KT: 30.09.2019.; 2018/7638 E. , 2019/3073 K.; 2018/5686 E. , 2019/2073 K.,

Hukuki Haber sitesinden Alınmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz