Hakaret Suçu Nedir?

Hakaret etmek; kişilerin birey olmaktan kaynaklanan ve diğer kişiler nezdinde sahip oldukları sosyal değerin yok sayılması ve kişiliklerinin değersizleştirilmesidir.[1]

Hakaret Suçunun Cezası Nedir?

Basit Hakaret Suçu Cezası (TCK 125/1)

Hakaret suçunun cezası, suçun basit veya nitelikli şekillerinden hangisinin işlendiğine göre farklılık arz eder. Suçun nitelikli olmayan hallerinde yani Kamu Görevisine Hakaret Kişinin Düşünce , İnanç ve Kanaatten Dolayı Hakarete Uğraması Kişinin Dininde Kutsal Sayılan Değerlerden Bahisle Hakarette Bunulması ve Hakaretin Alenen İşlenmesi dışındaki hallerde

Hakaret suçunun cezası 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. TCK’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen hakaret suçunu işleyen faile, 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir. Burada hapis cezasıyla adli para cezası seçimlik cezalardır hakim ya hapis cezası ya da adli para cezası verecektir.[2] Her iki cezanın aynı anda verilmesi mümkün değildir.

Nitelikli Hakaret Suçu Cezası (TCK 125/3)

Suçun nitelikli hallerinde hakaret suçunun cezası, 1 yıl ile 2 yıl arasındadır. Kamu Görevisine Hakaret Kişinin Düşünce , İnanç ve Kanaatten Dolayı Hakarete Uğraması Kişinin Dininde Kutsal Sayılan Değerlerden Bahisle Hakarette Bunulması hallerinde ceza 1 yıl ile 2 yıl arasında verilir. Hakaretin Alenen İşlenmesi halinde ise ceza Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan sağlık personeli ile yardımcı sağlık personeline karşı görevleri sebebiyle işlenen hakaret suçunda, ceza yarı oranında arttırılır. ( Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek madde 12 )

Korunan Hukuki Değer

Hakaret suçunda korunan hukuki değer , onur , şeref ve saygınlıktır.

Şeref iç şeref ve dış şeref olarak ikiye ayrılır.[3]

İç şeref kişinin şerefli bir kişi olduğuna ilişkin iyi duygu dış şeref ise , bireye insan onuruna dayanan ve diğer kişilerin ona verdiği değer ve saygıyı ifade eder.

Y. 18. CD., E. 2016/8159 K. 2018/10983 T. 10.7.2018[4]

Hakaret suçunun oluşabilmesi için kullanılan sözlerin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olması gerekmektedir. Aleniyet gerçekleşmediği sürece bu şarta bağlı olarak ceza arttırımına gidilmemelidir.

DAVA VE KARAR : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

1- Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Yargılamaya konu somut olayda; sanığın katılana hitaben söylediği kabul edilen iddianame konusu sözlerinin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkûmiyet kararı verilmesi,

2- Kabule göre de;

TCK’nın 125/4. maddesinde ağırlaştırıcı neden olarak öngörülen aleniyetin söz konusu olabilmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp, hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, cezaevi koğuşunda gerçekleşen hakaret eyleminde şartları oluşmadığı halde TCK’nın 125/4. maddesinin uygulanarak fazla cezaya hükmedilmesi,

Hakaret Suçunun Unsurları

1) Somut Bir Fiil ya da Olgu İsnat Edilmesi

İsnad olunan hususun belirli olması şarttır.İsnad edilen fiilin somut(belirli sayılabilmesi için şahsa , konuya ,yer ve zamana ait bir takım tamamlayıcı unsurların gösterilmiş olması şarttır.[5] Örneğin, sen dün şu yerden şu saatte şunları alarak hırsızlık yaptın denmesi halinde, somut fiil veya olgu isnadı söz konusu olur ve somut bir fiil veya olgu isnadı suretiyle hakaret suçu işlenmiş sayılır.[6]

2) Sövmek Suretiyle Onur , Şeref ve Saygınlığa Saldırılması

Sövme: Soyut bir fiil isnadı olan her hangi bir olayla ilişkilendirilmeyen , şeref ve haysiyeti rencide eden, aşağılayan, hor gören her türlü isnatlardır.

Örneğin bir kimseye şerefsiz , alçak , hayvan , fahişe , hırsız , manyak demek hakaret kapsamındadır.[7]

3) İsnadın Şeref ve Saygınlığı Rencide Edici Olması

Yargıtay verdiği bir kararda bir kimseye tükürmenin hakaret kapsamına girdiği kararını vermiştir. bir kimseye suç teşkil eden bir eylemin isnat edilmesi halinde de hakaret suçu oluşur. İsnadın başkasının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olması yeterlidir. Suçun oluşması için mağdurun onur, şeref ve saygınlığının rencide edilmiş olması da gerekmez.

Yargıtay verdiği kararlarda, “polis memurunun gömlek düğmelerini ve apoletlerini koparma”, “bir kimseye tükürmek”, “ceza makbuzunu yırtıp mağdur polislerin yüzüne atmak”52 fiillerini, “vergi sülükleri, utanç rekortmenleri”, “sen mühendis olmuşsun, adam olamamışsın”, “komünist”; “avukata hitaben, avukat olmamıştır, yeniden hukuk tahsili yapması gerekir”,
sözlerini onur, şeref ve saygınlığı rencide eder nitelikte bulmuştur.[8]

4) Mağdur Belli veya Belirlenebilir Olmalıdır.

Mağdur belli ya da belirlenebilir ise de isminin açıkça belirtilmesine gerek yoktur.Mağdurun kim olduğunun failin beyanlarından anlaşılması yeterlidir.

Mağdurun , yalnız herkesçe bilinen sıfatının veya lakabının söylenmesi ya da isminin yalnızca baş harflerinin belirtilmesi durumunda da suç kastının varlığı şüphesizdir.Ayrıca herkesin anlayacağı şekilde alaycı ifadeyle ‘’ Malum Şahıs , Malum’’ gibi ibareler kullanılması da hakaret suçunu oluşturacaktır. Failin şişman olan mağdurun evinin yakınından geçerken ‘’bütün şişmanlar şerefsizdir .’’demesi halinde de mağdurun belirlenebilir olduğu ve failin suç kastının bulunduğu belirtilmektedir. [9]

Aynı şekilde geçmişi, sosyal durumu veya işi dolayısıyla şerefsiz kabul edilenlerin de korunması gereken bir saygınlığı olduğu için, buna aykırı davrananların cezalandırılmaları gerekir. Buna karşılık korunan bu saygınlığın kapsamı dışındaki tecavüzlerde artık bulunmayan bir şerefin ihlali söz konu olamayacağından, hakaret suçu oluşmaz. Bu itibarla hırsıza, hırsız”;katile, katil” demek suç değilse de, “hırsıza, katil”; “katile de hırsız” demek suçtur.[10]

Kişinin bedeni bir rahatsızlığının ifade edilmesi veya kişiye bir hastalık yakıştırılması durumunda da hakaret suçu oluşur. Örneğin; kişiye, “kör”, “topal”, “kel”, “psikopat”, “frengili”, “aidsli” denilmesi gibi[11]

Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin maddhükümleri uygulanır.

Hakaret suçunun faili ve mağduru, ancak gerçek kişiler olabilir. Çünkü, tahkir teşkil eden bir fiil, ancak bir insan tarafından gerçekleştirilebilir. Bir tüzel kişiliği temsilen yapılan hakaret niteliğindeki fiillerde, fiil her ne kadar tüzel kişilik adına gerçekleşmiş olsa da, cezai anlamda sorumluluk, o tüzel kişiliğin kanunda belirtilen ilgili organlarındaki kişilere aittir.[12]

Hakarete uğrayanın kişisel özellikleri dışında kalmak şartıyla kendisine isnat edilen fiil veya olgu ispatlandığı takdirde hakaret suçu oluşmaz. Örneğin, “sen Ayşe’nin eşyalarını çaldın” denildiğinde, bu olgu ispatlanırsa hakaret suçu oluşmaz. Fakat, daha önce işlediği bir hırsızlık suçundan sabıkalı olan kişiye, “sen hırsızsın” demek hakaret suçudur. Hakaret suçunu teşkil eden fiiller, sözle işlenebileceği gibi yazı, şekil, görüntü, el işareti veya mimiklerle de işlenebilir. Örneğin, bir kişinin çalışma masasına insan dışkısı koymak.[13]Dilekçe hakkı ve eleştiri, basının haber yayımlama hakkı, iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında söylenen söz ve yapılan davranışlar hakaret suçunu oluşturmaz.

Hakaret Suçu ile ilgili Genel Bilgiler

Kaba ve nezaketsiz davranışlar hakaret suçunu oluşturmaz. Örneğin, kişinin ayakkabılarını çıkartıp ayaklarını masanın üzerine koyması veya bağırarak konuşması hakaret sayılmaz. Kıyafet alan birine, “bu kıyafet size olmaz, siz şişmansınız” demek hakaret değildir.[14]

Beddua niteliğindeki sözler hakaret suçunu oluşturmaz. Örneğin, “allah seni bildiği gibi yapsın”, “allah belanı versin”, “cehenneme kadar yolun var” gibi sözler beddua niteliğinde sözler olduğundan Yargıtay tarafından hakaret suçu olarak kabul edilmemektedir.[15]

MATUFİYET ŞARTI[16]

T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/2955
K. 2017/8684
T. 26.12.2017

MANEVİ TAZMİNAT DAVASI (Davalının İfadelerinin Davacılara Matuf Olmadığı – İnternet Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırıdan Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemine Dair Davanın Matufiyet Unsuru Gerçekleşmediğinden Reddine Karar Verilmesi Gerektiği)

MATUFİYET ŞARTI (İçtihatlarda Adı Sanı Kimliği Belli Olmasa da Ona Yöneldiği Konusunda Kuşku Bırakmayacak Şekilde İthamlara Yönelimlere Yer Veren İfadeler Olarak Kabul Edildiği – İnternet Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırıdan Kaynaklanan Manevi Tazminat İstemine Dair Davanın Matufiyet Unsuru Gerçekleşmediğinden Reddi Gerektiği)

KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI (Davalının Sosyal Paylaşım Ağı Hesabı Üzerinden Yazdığı İfadelerde Ortalama Bir Kişinin Davalının Sözlerini Gördüğü Anda Sözlerin Muhatabının Davacılar Olduğunu Anlayamayacağının Görüldüğü – Davalının İfadelerinin Davacılara Matuf Olmadığının Kabulü Gerektiği)

SOSYAL MEDYA ARACILIĞIYLA HAKARET (Manevi Tazminat – Davalının Sosyal Paylaşım Ağı Hesabı Üzerinden Yazdığı İfadelerde Ortalama Bir Kişinin Davalının Sözlerini Gördüğü Anda Sözlerin Muhatabının Davacılar Olduğunu Anlayamayacağının Görüldüğü/Davanın Matufiyet Unsuru Gerçekleşmediğinden Reddi Gerektiği)
4721/m.24

ÖZET : Dava, internet yoluyla kişilik haklarının ihlali sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Özellikle kişilik haklarına saldırı sebebiyle tazminat istemini içeren davalarda söz konusu olan matufiyet şartı, açıkça kanunda yer almamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla hukukumuza girmiştir. Matufiyet şartı içtihatlarda adı, sanı, kimliği belli olmasa da ona yöneldiği konusunda kuşku bırakmayacak şekilde ithamlara, yönelimlere yer veren ifadeler olarak kabul edilmektedir. Somut olayda, davalının sosyal paylaşım ağı hesabı üzerinden yazdığı ifadelerde, ortalama bir kişinin davalının sözlerini gördüğü anda sözlerin muhatabının davacılar olduğunu anlayamayacağı görülmüştür. Bu durumda davalının ifadelerinin davacılara matuf olmadığının kabulü gerekir. O halde, internet yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine dair davanın, matufiyet unsuru gerçekleşmediğinden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Davacılar … ve … vekili tarafından, davalı … aleyhine 14/04/2015 gününde verilen dilekçeyle internet yoluyla kişilik haklarının ihlali sebebiyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 14/12/2015 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, internet yoluyla kişilik haklarının ihlali sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, … TV’de 08/01/2015 tarihinde yayınlanan, davacılardan …’ın sunucu, diğer davacı … ile dava dışı …ve dava dışı … …’nun konuk olduğu “… ” isimli programın yayınlandığı esnada davalı tarafından sosyal paylaşım ağı olan … aracılığıyla davacıların programda konuştukları konularla ilgili paylaşım yapıldığını, davalının paylaşımları sebebiyle davacıların kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek uğradığı manevi zararın giderilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davalı hesabından yapılan “… TV adlı kanalda dört p… Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanına hakaret ediyor” şeklindeki paylaşımın eleştiri sınırı ötesine geçtiği, bu sebeple davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Matufiyet kelime anlamı olarak, “yöneliklik, yönelmiş olmaklık” olarak tarif edilmektedir. Özellikle kişilik haklarına saldırı sebebiyle tazminat istemini içeren davalarda söz konusu olan matufiyet şartı, açıkça kanunda yer almamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla hukukumuza girmiştir. Matufiyet şartı içtihatlarda adı, sanı, kimliği belli olmasa da ona yöneldiği konusunda kuşku bırakmayacak şekilde ithamlara, yönelimlere yer veren ifadeler olarak kabul edilmektedir.

Matufiyet yargısal kararlarda yayın ile şeref ve haysiyetine veya özel yaşamına dolayısıyla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia eden yönünden varlığı aranan önemli bir koşul olarak tarif edilmiş, matufiyetin varlığını kabul için o yayında veya konuşmada, ya kişinin adından açıkça söz edilmesi ya da konumunun, sıfatının gösterilmesi veya bunlardan söz edilmese dahi yayın içeriğinden bu kişinin amaçlandığı, sözlerin ona yönelik olduğunun anlaşılması veya anlaşılabilir olması şartları aranmıştır.

Hukuka aykırı eylemde bulunan kişi mağdurun ismini açıkça belirtmemiş veya isnat ettiği fiili üstü kapalı bir biçimde geçiştirmişse, isnadın mahiyetinde ve mağdurun şahsına matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa, hem isim zikredilmiş, hem de hakaret vaki olmuş sayılır (Hukuk Genel Kurulu 16/09/2015 gün ve 2014/4-85 E 2015/1774 K- 07/07/2010 gün ve 2010/4-377 E 2010/365 K).

Bu ilke ve açıklamalar kapsamında; somut olayda, davalının sosyal paylaşım ağı … hesabı üzerinden yazdığı ifadelerde, ortalama bir kişinin davalının sözlerini gördüğü anda sözlerin muhatabının davacılar olduğunu anlayamayacağı görülmüştür. Bu durumda davalının ifadelerinin davacılara matuf olmadığının kabulü gerekir.

O halde, internet yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine dair davanın, matufiyet unsuru gerçekleşmediğinden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 26.12.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Dava, sosyal medya uygulamalarından olan …dan davalının gönderdiği tweet adı verilen internet kısa mesajlarının, davacıların kişilik haklarına saldırı oluşturduğu iddiasından kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesinin, davanın kısmen kabulüne dair kararı, Dairemizin değerli çoğunluğunca matufiyet unsurunun gerçekleşmediği, dolayısıyla davanın reddi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

Bilindiği üzere; matufiyet kelime anlamı olarak, “yöneliklik, yönelmiş olmak” olarak tarif edilmekte olup, kanunlarımızda olmayan matufiyet şartı, Yargıtay içtihatlarıyla hukukumuza girmiştir. Adı, sanı ve kimliği belli olmasa da ona yöneldiği konusunda kuşku bırakmıyacak şekilde ithamlara ve isnatlara yer veren ifadeler olarak kabul edilmektedir.

Hukuka aykırı eylemde bulunan kişi mağdurun ismini açıkça belirtmemiş veya isnat ettiği fiili üstü kapalı bir biçimde geçiştirmişse, isnadın mahiyetinden ve mağdurun şahsına yöneltildiğinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa, isim zikredilmemiş olsa dahi, hakaret vaki olmuş sayılır.(HGK 16/09/2/15 gün ve 2014/4-85 E. 2015/1774 K.- 07/07/2010 gün ve 2010/4-377 E. 2010/365 K.)

Kaldı ki somut olayımızda; davalı özellikle cevap dilekçesinde, … TV’nin 08/01/2015 tarihli, davacılardan …’ın hazırlayıp sunduğu diğer davacı … ile dava dışı …ve … …’nun konuk olarak katıldığı “… ” isimli programda, Cumhurbaşkanı ile ilgili hakaret ve iftira sayılabilecek yakıştırmada bulunmalarından dolayı tepkisini ve düşüncelerini sosyal medyada dile getirdiğini, paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında kalan eleştiri ve yorum şeklinde olduğunu, hakaret kastı taşımadığını ifade etmek suretiyle paylaşımlarının davacılara yönelik olduğunu kabul etmiştir.

Hal böyle olunca; matufiyet şartı gerçekleştiğinden sayın çoğunluğun bozma gerekçesine iştirak etmem mümkün olamamıştır. Tüm bu nedenlerle, işin esastan temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmesi gerektiği kanaatıyla karara katılmıyorum.26/12/2017

Hakaret Suçunu Tanınmış kişilere Yönelik işlemek

Kamuoyu tarafından yaptıkları işler nedeniyle bilinen, tanınan kişilere (Örneğin, futbolcular, sanatçılar, özellikle politikacılar) yönelik eleştiriler, normal kişilere yöneltilen eleştirilerden daha sert ve ağır olabilir. Bu kişilerin normal kişilere göre eleştiriye daha açık olmaları ve eleştiriye tahammül etmeleri gerekir. Bir siyasetçiye, “senden bu memlekete hayır gelmez, bütün memleketi sattın” demek ancak ağır eleştiri olarak nitelenebilir, ama hakaret değildir.[17]

Suçun Nitelikli Halleri (Daha Fazla Ceza Verilmesini Gerektiren Haller)

A) Kamu Görevisine Hakaret

B) Kişinin Düşünce , İnanç ve Kanaatten Dolayı Hakarete Uğraması

C) Kişinin Dininde Kutsal Sayılan Değerlerden Bahisle Hakarette Bunulması

D) Hakaretin Alenen İşlenmesi

E) Kurul Hâlinde Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret Edilmesi Hâlinde zincirleme suç hükümleri uygulanır.

İlk 3 sebepten işlenen hakaret suçlarında cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

Hakaretin alenen işlenmesi durumunda da ceza altıda bir oranında artırılır.

Suçu Hafifleştirici Sebepler

A) Hakaret Suçunun Haksız Bir Fiile Tepki Olarak Gösterilmesi (Tehdit , Şantaj vs.)

B) Hakaret Suçunun Karşılıklı İşlenmesi

Bu durumlarda hakim suçun cezasını indirebilir veya hiç ceza vermeyebilir.

Hakarette Aleniyet

TCK’nın 125. maddesinin 4. fıkrasında hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde, verilecek cezanın altıda biri oranında artırılacağı belirtilmiştir. Aleniyet sözlükte; “1-Bir şeyin zahir ve meydanda olması, gizli olmayıp göz önünde bulunması, 2-Her şeyin zahir hali, dış görünüşü” anlamlarına gelmektedir.[18] aleniyetin kanun tarafından tanımlanması gerektiği söylenebilir.

Aleniyetin ne anlama geldiği konusunda doktrinde çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre, aleniyet, fiilin herhangi bir kimsenin görüp işitebileceği bir yerde işlenmiş olmasıdır.

Kavram fiilin umumi veya umuma açık bir yerde işlenmesi şeklinde de tarif edilmiştir. Buna göre aleniyet suçun göz önünde işlenmesi demek olmayıp, fiilin işlendiği yerin umumi bir yer olması ve görülebilmek imkânının mevcut bulunması halinde gerçekleşir.

Hakaret suçu açısından aleniyet[19], hakaret teşkil eden fiilin belirli olmayan birçok kişi tarafından algılanabilir bir mahiyette bulunmasıdır. Örneğin, kişinin bir konutun penceresinden sokakta bulunanlara hakaret etmesi durumunda suç alenen işlenmiş sayılır.

Suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hali de aleniyetin gerçekleşme şekillerinden birini oluşturmaktadır. Hakaret suçuyla ilgili olarak aleniyet, bir nitelikli unsur olarak belirlendiği için söz konusu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi, bu suç açısından ayrı bir nitelikli unsur olarak görülmemiştir.

Aleniyet ile ihtilatı ayırmak gerekir. İhtilatta, hakareti öğrenmesi zorunlu kılınan belli sayıda kimse söz konusu iken, aleniyette kalabalık sayıda kimselerin öğrenmesi olanağının bulunması yeterli fakat eylemin yüze karşı gerçekleşmesi durumunda ihtilata yeter sayıda olmasına dahi gerek olmayacaktır.[20]

Hakaretin alenen işlenmesi halinde, hakaret suçu nedeniyle öngörülen ceza 1/6 oranında ayrıca arttırılacaktır.

Hakaret Suçunun Mağdurun Yüzüne Karşı veya Yokluğunda İşlenmesi[21]

Mağdurun yüzüne karşı hakaret suçunda, mağdurun hakaret içeren söz veya davranışları o an öğrenmesi yeterlidir. Mağdura telefon, mail, mektup vb. gibi iletişim yöntemleri kullanılarak yapılan hakaret de mağdurun yüzüne karşı yapılmış sayılır. Mağdurun bu iletişim araçlarıyla kendisine yapılan hakareti öğrenmesi hakaret suçunun oluşması için yeterlidir.

Mağdurun yokluğunda hakaret suçu, hakaret edenin söz ve davranışlarını en az 3 kişinin öğrenmesiyle oluşabilir. Hakaret edilen ortamda mağdurun olmadığı hallerde kanun hakaret teşkil eden fiilin 3 kişiyle ihtilat halinde işlenmesi şartını aramaktadır. Söz konusu üç kişiye hakaret edenin kendisi dahil değildir. Üç kişinin aynı yerde olması şart değildir, önemli olan üç kişinin hakareti öğrenmesidir. Örneğin, apartman boşluğunda mağdura gıyabında, “o adam şerefsiz” diye bağıran bir kişinin sözlerini kendi evlerinde oturanı 3 komşu duyduğu takdirde hakaret suçu oluşmuştur. Hakaret içerikli aynı mailin mağdurun kendisine değil de kendisi dışındaki 3 kişiye gönderilmesi halinde de hakaret suçu oluşur. Mağdurun yokluğunda hakaret halinde, hakaret edenin sözlerini yalnızca 2 kişi veya 1 kişi öğrenirse hakaret suçu vücut bulmaz.

Beddua Hakaret midir ?

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, beddua hakkında emsal bir karara imza attı.

“Hakaret suçunun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye mâtuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispî olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnâdını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Olay günü sanığın mağdurlara söylediği kabul edilen ‘Allah belânızı versin’ şeklindeki beddua ve kaba hitap tarzı sözlerin, mağdurların onur, şeref ve itibarını rencide edici boyutta olmaması sebebiyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi yasaya aykırıdır. Mahkemece verilen hükmün bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.”

Sosyal Medya Aracılığıyla Hakaret Suçunun İşlenmesi

Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, cezaya hükmolunur. Günümüzde hakaret suçu en çok çağdaş iletişim araçlarıyla işlenmektedir.

– İnstagram

– Facebook

– Whatsapp

– Sms

– Twitter

– Tinder

– E-mail

– Telefon Konuşması

– Telegram v.s

Sosyal medyada ileti yoluyla hakaret edilmesi de suçtur. İleti yoluyla hakaret suçunun “huzurda” oluşabilmesi için iletiyi gönderenin fiili icra ederken mağduru hedeflemesi veya mağdurun fiilini öğrenebileceğini istemesi şarttır. Tahkir edici nitelikteki fiilin, ileti yoluyla mağduru hedef alması durumunda failin huzurda hakaret etmiş gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir.Örneğin, whatsapp mesajını mağdurdan başka birisine gönderilmiş ancak tesadüfen mağdur tarafından öğrenilmiş ise, huzurda hakaret suçu unsurları meydana gelmez. “Gıyapta hakaret” suçunun oluşması için de bu mesajın en az 3 kişiye gönderilmesi veya 3 kişinin bulunduğu ortak bir mesajlaşma grubuna gönderilmesi gerekir. İleti yoluyla işlenen hakaret suçunun cezası da üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır.[22]

Burada şunu belirtmek gerekir ki özel ileti yoluyla birine hakaret etmek suçun nitelikli haline girmez. Örneğin birine İnstagramda Dm’den hakaret edersek bu suçun basit halidir. Hakaret edilen kişinin durumu ifşa etmesi de aleniyet kapsamına girmez. Çünkü suçun oluştuğu anda sadece 2 kişi vardır. Nitelikli hale girmesi için ise 3 kişi gerekir.

Ancak Twitter’dan bir şahsa yönelik hakaret dolu bir Tweet atmak ise suçun nitelikli haline girer. Çünkü Tweet attığımızda onu herkes görsün diye atarız. Özel değildir. Alenidir. Cezası ağırlaştırılarak verilir.

İleti yoluyla hakarette, failin kullandığı vasıtalar ile mağduru hedef aldığını bilmesi ve mağdur tarafından bu fiilin öğrenileceğini istemesi gerekir. Şayet ileti mağdurdan başka birisine gönderilmiş ancak tesadüfen mağdur tarafından öğrenilmiş ise, huzurda hakaret suçu oluşmayacaktır. Zira, fail mağdurun hakareti öğrenmesi kastıyla hareket etmemiştir. İleti yoluyla hakaretin, huzurda hakaret gibi cezalandırılabilmesi için sanığın iletilme kastı ile hareket etmesi gerekir.[23]

18. Ceza Dairesi 2016/12944 E. , 2018/5756 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Beraat

KARAR

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığın twitter isimli sosyal paylaşım sitesinden paylaştığı tweet ve retweetlerdeki ifadelerle, suçun işlendiği tarihler, paylaşımlarda kullanılan ifade ve resimlerden yola çıkılarak açıkça katılanı kastettiğinin anlaşılması ve bu paylaşımların küçük düşürücü, onur, şeref ve saygınlığ rencide edici boyutta olması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden beraat kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve katılan … vekili ile O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18.04.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay

8. Ceza Dairesi

2014/35434 E. , 2015/22535 K.

“İçtihat Metni”

Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçundan sanık … hakkında 15.04.2013 tarihli verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar kaldırılarak hükmün açıklanmasına ve 5237 sayılı TCK.nun 216/3. madde ve fıkrası uyarınca hükümlülüğüne ve ertelemeye dair; İSTANBUL (kapatılan) 19. Sulh Ceza Mahkemesinin 20.09.2013 gün ve 2013/602 esas, 2013/996 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi:

Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 ve 218/1. madde ve fıkralarına mümas bu fiilin ilintili olduğu Kanun ve Uluslararası mevzuat ve hukuk belgelerine bakıldığında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde “Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakkı vardır.”

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 9/1. maddesinde “Herkes düşünme, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir.” 10/1. maddesinde ise “Herkes anlatım özgürlüğüne sahiptir.” ifadeleri yer almaktadır.

Bu metinlere paralel olarak;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın; 24/1. maddesinde “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.” 25/1. maddesinde “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.” 26/1. maddesinde “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükümleri bulunmaktadır.

Suça konu yazılar, yukarda yer verilen hukuk belgeleri çerçevesinde ve Türk Ceza Kanunu’nun 216/3. maddesi bağlamında değerlendirildiğinde:

Suça konu edilen paylaşımların halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılamak amacıyla yazıldığının kabulü zorlamayı gerektirmektedir. Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda, özellikle güncel kullanımda hemen her konuda düşünce ifadesine rastlanıldığı, buna özel anlam atfedilebilmesi için çok kapsamlı, özellikle hazırlanmış ve bilinçli bir şekilde belli bir amaca yönelik planlı bir paylaşım gerekeceği düşünülmelidir. Özenli ve özellikli bir yaklaşımla bu amaç gerçekleştirilebilir.

Dosya kapsamı sanığın böyle bir kastının var olduğunu işaret etme- mektedir. Aksine Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile güvence altına alınmış; din ve vicdan hürriyeti kavramlarının sınırları içerisinde, düşünce özgürlüğü çerçevesinde ve ifade hürriyetini kanunun belirlediği sınırları aşmaksızın kullanarak paylaşımda bulunmuştur.

Özgürlük esas, kısıtlama istisnaidir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda, çağdaş olduğuna inandığımız ülkemizde, varlığına her koşulda güvendiğimiz hukuk sistemimizde, özgür bireylerden oluşan özgür bir toplum olmak adına daha hoşgörülü ve geniş bakış açısına sahip olmak gerekmektedir.

Atılı suç tipinin oluşma şartı teknik sınırlarla belirlenmemiştir. Unsurlar somut biçimde ortaya çıkmadıkça yorumla sonuca varılacaktır. “Alenen aşağılama” var mıdır? “Fiil kamu barışını bozmaya elverişli midir?” Yine suça konu ifadeler “İfade özgürlüğü” kapsamında mıdır?

Dosya içeriğine göre, sanığın suça konu sözleri; kamu güvenliği açısından açık, yakın ve ciddi bir tehlikeyi somut olarak ortaya çkarmadığı, şiddet çağrısı yada tavsiyesi niteliğinde bir anlatım olmadığı gibi sanığın yasal çerçevede ifade özgürlüğünü kullandığı da dikkate alındığında unsurları itibariyle oluşmayan müsnet suçtan sanığın beraati yerine yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 12.10.2015 gününde bozma yönünden oybirliği gerekçe yönünden oyçokluğu ile karar verildi.

Somut olayda; sanık hakkında müştekilerin şikayeti üzerine internette kendisine ait bir sosyal paylaşım sitesinde yazdığı;

”Tanrı, uğruna yaşayacağın bir şey mi, öleceğin bir şey mi yoksa hayvanlaşıp öldüreceğin şey mi? Bunuda düşün”

”Rakı cennette varsa ve cehennemde yoksa ama chivasregal cehennemde var cennette yoksa? O zaman ne olacak? Asıl önemli soru bu!!!”

”Bilmem farkettiniz mi nerde yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı, Bu bir paradoks mu?”

”Müezzin 22 saniyede okudu akşam ezanını yahu.Prestissimmo con fuca!!!Ne acelen var? Sevgili? Rakı masası?

”Ateistim ve bunu bu kadar rahat söylebildiğim için gururluyum”

”Ben ateistim, diğer yarısını bilmem”

”Sanki; memleketin yarısı harbi ateist, diğer yarısı travmatik ateist!”

”Irmaklardan şaraplar akacak diyosun, cenneti ala meyhane midir? Her mümine 2 huri vereceğim diyorsun, cenneti ala kerhane midir?”

”Bu akşam çok kişi ateist olmuştur, sağolsunlar” yazıları

nedeniyle halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçundan kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonucunda yerel mahkeme tarafından sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir. Dairemizde yapılan müzakere neticesinde oybirliği ile sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış ancak sayın çoğunluk iddianameye konu internet sitesinde paylaşılan, yayınlanan yazıların ifade hürriyeti kapsamında kaldığını kabul etmişler, tarafımca yazıların ifade hürriyeti kapsamında kalmadığı ancak suçun kamu barışını bozmaya elverişli olması unsurunun gerçekleşmediği düşüncesiyle bozma gerekçesine muhalif kalınmıştır.

Öncelikle sorunun çözümü için TCK.nun 216. maddesinde düzenlenen halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama suçunun unsurlarının ne olduğuna bakmak gerekmektedir. TCK.nun 216. maddesinin 3. fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için üç unsurun gerçekleşmesi gereklidir. Bunlar

1. alkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılamak

2. bu aşağılamanın aleni olması

3. Fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olmasıdır.

Suç aynı zamanda somut tehlike suçu olup,” somut tehlike suçlarında, suçun kanuni tarifinde belirlenen fiilin icra edilmesinin yanısıra, bu fiilin suçun konusu bakımından somut bir tehlike meydana getirip getirmediğinin yani gerçekten bir tehlikeye sebep verip vermediğinin hakim tarafından araştırılıp tespit edilmesi gerekir. Ayrıca gerçekleşen somut tehlike ile failin icra ettiği fiil arasında illiyet bağının bulunması gerekmektedir.”(İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 8. basım s.209)

Aleniyetin,” herkesin veya birçok kimsenin okuyup görmesiyle değil, okuyup görebilmesi mümkün ve muhtemel olan yerlerde fiilen işlenmesiyle gerçekleşeceği” Yargıtay uygulamasında kabul edilmiştir.(CGK. 15.03.2015 tarih ve 2004/8-201 E, 2005/33 K)

Yazıların yayınlandığı twitter, internet üzerinden paylaşım sağlayan sosyal bir ağdır ve kişi kendisi sınırlandırmadıkça bütün internet kullanıcıları tarafından yazılar görülebilmektedir. TCK.nın 6. madde (g) bendine göre; ”Basın ve yayın yoluyla deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçlarıyla yapılan yayınlar” anlaşılır denilmekle internet üzerinden yayınlanan yazıların basın ve yayın yoluyla işlendiği kabul edilmiştir. Müştekiler de sanığın takipçisi olmadıkları halde yazdığı yazıları öğrenip şikayette bulunduklarına göre, twitter üzerinden yapılan yayınların aleni olduğunda bir kuşku bulunmamaktadır.

Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerin aşağılanıp aşağılan- madığı unsuruna gelince; burada öncelikle sanığın kullandığı ifadelerin dini değerler kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ile bu değerlerin aşağılanıp aşağılan- madığı ve söylenen sözlerin ifade hürriyeti kapsamında kalıp kalmadığını incelemekte yarar vardır.

Sanığın yukarıda aynen alınan ifadelerinde geçen ”Tanrı uğruna yaşamak, ölmek”, ”Cennet”, ”Cehennem”, ”Huri”, ”Müezzin” gibi kavramlar Türk halkının büyük kesiminin benimsediği dinin değerleri olup, Tanrı, Cennet ve Cehennem, aynı zamanda semavi dinler olan Hristiyanlık ve Musevilikte de var olan kavramlardır. Yasada sadece İslam dinine ait değerler değil halkın bir kesiminin benimsediği dini değerler korunmuştur. TCK.nın 216. maddesinin mağduru belli bir kişi değil halkın bir kesimidir.

Aşağılamak, küçültücü davranışlarda bulunma, horgörme olarak tanımlanmakta olup, ifadelerde geçen ”yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban sözleri tek başına bir kişiye söylendiğinde hakaret suçunu oluşturur. Sanık ”nerde yavşak, adi magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi Allahçı” diyerek tahkir ve tezyif içeren bu sözlerle inanan insanları aşağılamaktadır. Yine Cennet, meyhane ve kerhaneye benzetilerek dinin temel inancı olan ahiret inancı ile alay edilmektedir. Tanrı, uğruna yaşanmaya, ölünmeye değmez bir kavram olarak zikredilerek Tanrı inancı aşağılanmaktadır. Müezzinin akşam ezanını hızlı okuması sebebi olarak bekleyen rakı masası, sevgili olduğu ima edilerek bir din görevlisi üzerinden dini değerlerle alay edilmektedir.

Söylenen sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında olup olmadığı konusunun değerlendirilmesinde ise açıkça belirtmek gerekir ki, 1982 Anayasasının 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti herkese tanınan bir haktır. TCK.nun 26. maddesinde ise ”hakkını kullanan kimseye ceza verilmez” hükmü getirilmiş olup dava konusu ifadelerin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığının tespiti halinde eylem hukuka uygun hale gelecektir. Ancak Anayasanın 26. maddesinin 2. fıkrasında ifade hürriyeti mutlak ve sınırsız olarak kabul edilmemiş, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının korunması amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir.

Anayasanın 90. maddesi 5. fıkrası ile mevzuatımızın bir parçası haline gelen ve Kanun hükmünde olup Anayasaya aykırılığı iddia edilemeyen ve Kanunlarda aynı konuda farklı hükümler yer aldığında kanun yerine esas alınması gereken temel hak ve özgürlüklere ilişkin AİHS’nin 10. maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına almıştır. Maddenin 2. fıkrasında da yine Anayasadaki sınırlamalara paralel olarak ifade özgürlüğünün sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Sınırlamalar, fıkradaki hususlarla sınırlı olarak ancak yasayla, demokratik toplamda gerekli olduğu takdirde ve ölçülülük esasına uygun olarak yapılabilecektir. Somut olayda ifade özgürlüğü ile yine AİHS’de yer alan din ve vicdan özgürlüğü birbiriyle çatıştığından AİHM’nin uygulamasına bakmak gerekmektedir.

AİHM uygulamasında dinsel nefret söylemi ifade hürriyeti kapsamı dışında kabul edilmektedir. Dinsel değerlerin korunması ve ifade özgürlüğü konusunda AİHM Otta-Preminger-İnstitut-Avusturya kararında; Avusturya’da gösterime giren Katolik dinine ilişkin aşağılayıcı bir filmin gösterimini yasaklayan filme el koyan ve müsadere eden Avusturya Mahkemelerinin aldığı tedbirin orantılı olduğuna hükmederek somut olayda sözleşmenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

”Mahkemeye göre din özgürlüğü, inananların kimliğini ve yaşama tarzlarını oluşturan hayati unsurlardan biridir. İnananlar kendi inançlarının başkaları tarafından reddedilmesini ve hatta muhalif düşmanca propagandada bulunmalarını hoşgörüyle karşılamak zorundadır. Ancak, bu reddetme ve düşmanca propagandanın yapılış tarzı, sözleşmenin 9. maddesinde güvence altına alınan din özgürlüğünün barışçıl biçimde kullanılmasını sağlama yükümlülüğü bakımından devletin sorumluluğu bulun- maktadır. Mahkemeye göre sözkonusu tedbir başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma meşru amacına sahiptir.”

”Mahkeme ifade özgürlüğü hakkının toplumun bir bölümüne çarpıcı gelen, aykırı düşen veya rahatsız eden düşünceleri de ifade etme hakkını içerdiği yönündeki yerleşik içtihadını hatırlatmıştır. Ancak sözleşmenin 10. maddesindeki hakkının kullanılması çeşitli ”ödevler ve sorumluluklar” yüklemektedir. Bu sorumluluklar arasında başkalarını nedensiz yere inciten, ucuz ve kamusal tartışmaya hiçbir şekilde katkısı bulunmayan davranışlardan kaçınmak da bulunur. Bu kararında Mahkeme, Avrupanın her yerinde dinin toplum içindeki önemi konusunda gözle görülebilir bir fikir birliği bulunmadığını belirtir. Bu nedenle devletin bu anlamda bir takdir alanı mevcuttur. Mahkemeye göre, bu tür müdahalelerin gerekliliğinin belirlenmesi konusunda ulusal makamlara belli bir takdir yetkisi bırakmak zorunludur. Diğer yandan mahkeme, ulusal makamların dinsel barışı sağlama ve insanlardan kendi dinlerine haksız bir saldırı yapıldığı duygusuna kapılmalarını önleme çabasını göstermiş olduğunu belirtir ve alınan tedbirin (filme el koyma) orantısız olmadığını saptar ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varır.” (O. D., A. N.t, İ. Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar 2.c.s. 192-193)

AİHM, …..-Birleşik Krallık davasında, bir rahibeyi temsil eden genç bir bayanın müstehcen görüntülerinin yer aldığı filmin dağıtımına izin verilmemesi üzerine ifade hürriyetinin ihlal edildiğine dair başvuruda sözleşmenin 10. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.

İ.A.-Türkiye davasında bir yayınevi sahibi olan ve ”Yasak Tümceler” isimli Hz. Muhammed’e hakaret içeren kitabı basan başvurucunun 765 sayılı TCK.nun 175/3 ve 4. fıkralarından (dine hakaret) cezalandırılmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal etmediği sonucuna varmıştır.

”Mahkemeye göre din ve inanç özgürlüğü sözkonusu olduğunda başkalarına zarar verecek nitelikteki söylemlerden ve saygısızlık edecek davranışlardan kaçınılması gerekmektedir. Mahkeme, dini inançlara ve ahlaki görüşlere karşı sergilenen, saldırılar sözkonusu olduğunda başkalarının haklarının korunması bakımından Avrupa ülkeleri arasında tek bir anlayışın olmadığını hatırlatmıştır. Bu nedenle bu konuda devletlerin belirli bir takdir alanı mevcuttur.”

”Mahkeme sözkonusu kitapta eleştiri, çarpıcı, kışkırtıcı ya da rahatsız edici düşünceler dışında İslam dinindeki peygamberin kişiliğine karşı hakaret dolu saldırı sözkonusu olduğunu, müdahale ile müslümanlar tarafından kutsal sayılan bazı değerlere yapılan saldırıların önlenmesinin amaçlandığını belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.”(O. D., A. N., İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar 2. c.s.194)

Somut olayda; sanığa ait internet sitesinde yer alan sözlerin, kamusal tartışmaya hiçbir katkısı olmayan, başkalarını nedensiz yere inciten, eleştiri sınırlarını aşan, dinsel değerler ya da duygular ile dini inancı aşağılayan, alay eden, bilimsel nitelikte olmayan, ne maksatla ve hangi nedenle kamuoyuna kişisel görüşlerin açıklandığına dair sanık tarafından yargılama aşamasında bir izahat getirilmeyen, aşağılama dışında belli bir kişiye yönelik söylendiğinde hakaret niteliğinde sayılabilecek ”yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban” sözlerini içeren, dini değerlerin saygınlığını tümden inkar eden ifadelerin, ifade hürriyeti kapsamında kalması ve bu nedenle toplumdaki dini değerlerdeki hassasiyetler nazara alındığında korunması sözkonusu değildir. Bu nedenlerle sanığın attığı tweetler ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemezler.

Dini değerleri aşağılamanın kamu barışını bozmaya elverişli olması unsuruna gelince; suç somut tehlike suçu olduğu için fiilin ne şekilde kamu barışını bozmaya elverişli olduğunun tartışılması gerekmektedir. Somut olayda fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olup olmadığını hakim takdir etmelidir. Kamu barışını bozmaya elverişli olmak eylemin bireylerin taşıdıkları barış esasına dayalı bir hukuk toplumunda yaşadıklarına dair duygunun zedelenmesi veya zedelenme ihtimalinin somut biçimde ortaya konulması olarak tanımlanmakta olup, fiil nedeniyle ”toplum kesimleri arasında oluşmuş ve ortaya çıkan bir infial, herhangi bir taşkınlık saptanmamıştır ve kamu barışını bozan herhangi bir somut olgu da meydana gelmemiştir.” (CGK 29.04.2008 tarih ve 2007/8-244 E,2008/92 K.) Sanığın eylemine karşı medyada bazı tartışmaların yaşanmasının kamu barışını bozmaya elverişli olduğunu kabul etmek olanaklı değildir.

Yargıtay

18. Ceza Dairesi

2019/13237 E. , 2020/1689 K.

“İçtihat Metni”

KARAR

Hakaret suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 07/01/2019 tarihli ve 2018/208880 soruşturma, 2019/2133 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin mercii Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/02/2019 tarihli ve 2019/972 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 27/09/2019 gün ve 2019/92948 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, müşteki vekilinin, şüphelinin www.facebook.com isimli internet sitesinde “küpek” şeklindeki paylaşımı ile müvekkiline karşı hakaret suçunun işlendiği iddiası ile yaptığı şikâyet üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, şüphelinin suçlamaları kabul etmemesi ve facebook, twitter, instagram isimli sosyal paylaşım sitelerine ilişkin istinabe taleplerini ABD adIî makamlarının cevaplamadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de;

Somut olayda, müştekinin müvekkilinin resminin bulunduğu internet sayfasında, “…” adlı kişinin müştekiye yönelik “küpek” şeklinde paylaşımının bulunduğu, www.facebook.com isimli internet sitesinde yapılan araştırma sonucu elde edilen kişisel veri ve profil resimleri üzerine şüpheliye ulaşılarak kolluk tarafından şüphelinin ifadesinin alındığı, şüphelinin, söz konusu paylaşımı kendisinin yapmadığını ve “…” isimli facebook hesabı ile anılan hesapta paylaşılan resimlerin kendisine ait olmadığını beyan ettiği ancak, “küpek” ifadesinin “köpek” ifadesini çağrıştırdığı ve anılan ifadenin hakaret oluşturup oluşturmayacağı hususu ile şüphelinin savunması doğrultusunda söz konusu ifadenin şüpheli tarafından paylaşılıp paylaşılmadığı hususunun takdirinin mahkemesince yapılmasının gerektiği, mevcut delillerin şüphelinin üzerine atılı suçtan kamu davasının açılmasını gerektirir nitelikte bulunduğu cihetle, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Hukuksal Değerlendirme:

CMK’nın 160/1. maddesinde, “Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya haşlar.” 160/2. maddesinde “Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler. 172. maddesinin 1. fıkrasında, “Cumhuriyet Savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükümleri düzenlenmiştir.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen mahkeme, kamu davası açılması için yeterli delil bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli delil bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir.

CMK’nın 170/2. maddesine göre kamu davası açılabilmesi için soruşturma aşamasında toplanan delillere göre suçun işlendiğine dair yeterli şüphe bulunması gerekir. Suç ihbar veya şikayeti yoluyla soruşturma yaparak maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü ve yetkisi bulunan Cumhuriyet Savcısı, soruşturma sonucunda elde edilen delilleri değerlendirerek kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe olup olmadığını takdir edecektir. Ancak soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcısının delil değerlendirmesiyle, kovuşturma aşamasında hakimin delilleri değerlendirmesi birbirinden farklı özelliklere sahiptir. CMK’nın 170/2. maddesine göre soruşturma aşamasında toplanan deliller kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturup oluşturmadıkları çerçevesinde incelemeye tabi tutulurken, kovuşturma aşamasında, isnad edilen suçun işlenip işlenmediği hususunda mahkumiyete yeter olup olmadığı ve tam bir vicdani kanaat oluşturup oluşturmadığı çerçevesinde değerlendirilmektedir.

İncelenen dosyada, şüphelinin ad ve soyadının yazılı olduğu facebook hesabından, müştekinin fotoğrafının bulunduğu bir facebook sayfasının altına yorum yapıldığının anlaşılması karşısında; CMK’nın 170/2. maddesi uyarınca dosyadaki mevcut delillerin şüpheli hakkında hakaret suçunun işlendiği hususunda iddianame düzenlenebilmesi için yeterli şüphe oluşturduğu açıktır. Şüphelinin eyleminin sübut bulup bulmadığı hususu, tüm kanıtların, mahkemece birlikte tartışılıp değerlendirilmesi sonucu belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan açıklamalara göre, şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar ve bu karara itiraz sonucunda verilen itirazın reddine dair mercii kararı hukuka aykırıdır.

Yargıtay

18. Ceza Dairesi

2019/17898 E. , 2020/4853 K.

KARAR

Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 15/12/2018 tarihli ve 2018/48499 soruşturma, 2018/35421 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 11/02/2019 tarihli ve 2019/428 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

İstem yazısında: “5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,

Somut olayda müştekinin, şüphelinin ‘serenege35’ kullanıcı adlı instagram adlı sosyal medya hesabından ”Erkek olarak sana hiç düşmez zekasız”, ”Zekasız diyorum ağırına gidiyor” ve ”Densiz” şeklindeki paylaşımlar ile kendisine karşı hakaret suçunun işlendiği iddiaları üzerine yaptığı şikâyet hakkında, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca instagram hesabının gizli olması sebebiyle kullanıcısının tespitinin yapılamadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, müştekinin şikâyet dilekçesinde şüphelinin ismini açık bir şekilde belirttiği, itiraz dilekçesi ekinde de şüpheli hakkında ulaştığı şüpheliye ait telefon numarası bilgisini sunduğu ancak belirtilen isimle ilgili hiçbir araştırma yapılmadığı gibi söz konusu sosyal medya hesabı ile ilgili açık kaynak araştırması yaptırılması, şüphelinin kimlik bilgilerinin tespiti durumunda savunmasının alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

I- Olay:

Müşteki …’ın Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe marifeti ile müracaat edip instagram isimli sosyal medya hesabında bir paylaşım altına yaptığı yorum nedeniyle şüpheliye ait hesaptan kendisine hakaret edildiğinden bahisle şikayetçi olduğu, anılan sosyal medya hesabının gizli olduğuna yönelik tutanak nedeniyle şüpheliye ulaşılamadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, karara yapılan itirazın reddedildiği, bu ret kararına yönelik kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu görülmüştür.

II- Hukuksal Değerlendirme:

CMK’nın 160/1. maddesinde, “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya haşlar.”, 160/2. maddesinde “Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için. emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler. 172. maddesinin 1. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükümleri düzenlenmiştir.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı itiraz üzerine inceleyen mahkeme, kamu davası açılması için yeterli şüpheyi uyandıracak delil/ler bulunmaması durumunda itirazın reddine, yeterli şüpheyi uyandıracak delil/ler bulunması durumunda itirazın kabulüne veya eksik soruşturma nedeniyle soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir.

CMK’nın 170/2. maddesine göre kamu davası açılabilmesi için soruşturma aşamasında toplanan delillere göre suçun işlendiğine dair yeterli şüphe bulunması gerekir. Suç ihbar veya şikayeti yoluyla soruşturma yaparak maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü ve yetkisi bulunan Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonucunda elde edilen delilleri değerlendirerek kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe olup olmadığını takdir edecektir. Ancak soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının delil değerlendirmesiyle, kovuşturma aşamasında hakimin delilleri değerlendirmesi birbirinden farklı özelliklere sahiptir. CMK’nın 170/2. maddesine göre soruşturma aşamasında toplanan deliller kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturup oluşturmadıkları çerçevesinde incelemeye tabi tutulurken, kovuşturma aşamasında, isnat edilen suçun işlenip işlenmediği hususunda mahkumiyete yeter olup olmadığı ve tam bir vicdani kanaat oluşturup oluşturmadığı çerçevesinde değerlendirilmektedir.

İncelenen dosyada; müştekinin şüpheliye ait olduğu belirtilen cep telefon numarasının sahipliği ilgili kurumdan sorulmadan, isme yönelik herhangi bir araştırma ve bu suretle şüphelinin tespitine yönelik etkin bir soruşturma yapılmadan, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ve bu karara yapılan itirazın reddedilmesi hukuka aykırıdır.

T.C.

YARGITAY[24]

18. CEZA DAİRESİ

E. 2016/11017

K. 2018/11379

T. 19.9.2018

HAKARET ( Hakaret Fiilinin Cezalandırılmasıyla Korunan Hukuki Değerin Kişilerin Onur Şeref ve Saygınlığı Olup Bu Suçun Oluşabilmesi İçin Davranışın Kişiyi Küçük Düşürmeye Matuf Olarak Gerçekleşmesi Gerektiği – Sanığın Katılanlara Yönelik Söylediği Kabul Edilen Kaba Hitap Tarzı Niteliğindeki Sözlerinin Katılanların Onur Şeref ve Saygınlığını Rencide Edici Boyutta Olmaması Sebebiyle Hakaret Suçunun Unsurlarının Oluşmadığı )

KABA HİTAP TARZI NİTELİĞİNDE SÖZ SARF ETME ( Hakaret – Katılanların Onur Şeref ve Saygınlığını Rencide Edici Boyutta Olmaması Sebebiyle Hakaret Suçunun Unsurlarının Oluşmadığı )

HACİZ TUTANAĞININ DÜZENLENDİĞİ SIRADA İCRA DOSYASI İLE BİRLİKTE DÜZENLENMEKTE OLAN HACİZ TUTANAĞININ İCRA MEMURUNUN ELİNDEN ALINIP YIRTILMASI ( Sanığın Yırtılan Parçaları Yok Etmesi ve Olay Yerinden Uzaklaşması – Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Cebir veya Tehdit Öğelerinin Ne Suretle Oluştuğu Açıklanmadan Yetersiz Gerekçeyle Hüküm Kurulmasının İsabetsizliği )

GÖREVİ YAPTIRMAMAK İÇİN DİRENME ( Sanığın Haciz Tutanağının Düzenlendiği Sırada İcra Dosyası İle Birlikte Düzenlenmekte Olan Haciz Tutanağını İcra Memurunun Elinden Alıp Yırtması Yırtılan Parçaları Yok Etmesi ve Olay Yerinden Uzaklaşması Biçiminde Geçekleşen Eyleminde Suçun Cebir veya Tehdit Öğelerinin Ne Suretle Oluştuğu Açıklanmadan Yetersiz Gerekçeyle Hüküm Kurulmasının Hatalı Olacağı )

5271/m.170

ÖZET : 1-Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.Sanığın, katılanlara yönelik söylediği kabul edilen kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinin, katılanların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması sebebiyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi, 2-Sanığın, haciz tutanağının düzenlendiği sırada icra dosyası ile birlikte düzenlenmekte olan haciz tutanağını icra memurunun elinden alıp yırtması, yırtılan parçaları yok etmesi ve olay yerinden uzaklaşması biçiminde geçekleşen eyleminde, görevi yaptırmamak için direnme suçunun cebir veya tehdit öğelerinin ne suretle oluştuğu açıklanmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması, hatalıdır.

kanıtlardan ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık, iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve kanıtlarını sunabilmelidir. İddianame, sanığa isnat edilen ve suç sayılan maddi fiilleri açıkça göstermeli, hukuki nitelendirmesi yapılan fiilin kanunda karşılığı olan suç ve cezası hakkında bilgi içermelidir. İsnat edilen suçun dayanağı olan maddi olaylar hakkında savunmasını yapabilecek şekilde sanığın bilgilendirilmemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına dair 6/3-a maddesinin ihlaline de yol açacaktır. Bu sebeple, bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesinin o olay hakkında dava açıldığını göstermeyecek, davaya konu yapılacak eylemin iddianamede bağımsız olarak anlatılması ve sevk maddesinin belirtilmesi gerekecektir.

Bu açıklamalar ışığında iddianamede, olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesiyle o olay hakkında dava açıldığının kabul edilemeyeceği, iddianameyle, görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından dava açıldığı, sanığın haciz tutanağının yırtma eyleminin “resmi belgeyi yok etmek” suçunu oluşturma ihtimalinin bulunduğu, bu suç sebebiyle CMK’nın 170. maddesine uygun olarak açılmış bir davanın bulunmadığı anlaşılmakla, “resmi belgeyi yok etme” eylemi sebebiyle zamanaşımı süresince mahkemesince suç duyurusunda bulunulabileceği kabul edilerek, temyiz talebi, görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine hasredilerek yapılan incelemede:

1-)Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

Sanığın, katılanlara yönelik söylediği kabul edilen kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinin, katılanların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması sebebiyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi,

2-)Sanığın, haciz tutanağının düzenlendiği sırada icra dosyası ile birlikte düzenlenmekte olan haciz tutanağını icra memurunun elinden alıp yırtması, yırtılan parçaları yok etmesi ve olay yerinden uzaklaşması biçiminde geçekleşen eyleminde, görevi yaptırmamak için direnme suçunun cebir veya tehdit öğelerinin ne suretle oluştuğu açıklanmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,

3-)Kabule göre de;

a-)Anayasa Mahkemesi’nin hükümden sonra 24/11/2015 gün ve 29542 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 Sayılı kararı ile TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararının uygulanması zorunluluğu,

b-)TCK’nın 53/1-c maddesindeki hak yoksunluğunun sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverme tarihine kadar, diğer kişilere karşı belirtilen yetkiler yönünden mahkûm olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar geçerli olacağının gözardı edilmesi,

Kovuşturma[25]

Hakaret suçu şikâyete tabi bir suçtur. Ancak suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma re’sen yapılır (TCK m. 131/1).

Mağdur, şikâyet etmeden önce ölür veya bu suç ölmüş bir kişinin hatırasına karşı işlenirse, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri şikâyette bulunabilir (TCK m. 131/2).

Şikâyet hakkı olan kişi fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren altı ay içinde şikâyette bulunmalıdır. Fail tek fiille birden fazla kimseye hakaret etmiş ise, mağdurlardan her biri bağımsız şikâyet hakkına sahiptir.

Aynı zamanda bu suç uzlaşmaya tabi bir suçtur. TCK’nın 73. maddesinin 8. fıkrasında; “Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir” denilmektedir. Buna göre hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen şekli hariç, bu suçta uzlaşma hükümlerinin uygulanması mümkündür (bkz., CMK m. 253 vd.)

Cumhurbaşkanına hakaret suçu ise uzlaştırma kapsamında değildir.

Av. Uğur ASLAN – Ankara Barosu

(Bu makale, sayın Av. Uğur Aslan tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

Hukuki Haber sitesinden Alınmaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz